10 Eylül 2012 Pazartesi

Cowboys & Aliens


İlk yazdığım yazının benim için özel bir film hakkında olmasını isterdim ama eskiden izlemiş olduğum filmleri yazmayacağım. Taze taze yazacağım. E şimdi yazmak için beni etkileyecek bir film beklemek de saçma olacak. Madem durum bu o halde, neden “Cowboys & Aliens” hakkında yazmıyorum.

IMDB linkini de vereyim: http://www.imdb.com/title/tt0409847/

Efenim bu film sinemalara geldiğinde iki sinema türünü buluşturduğu için keyifli olabilir gibi gelmişti. Ortaya absürd ve kült olabilecek bir şey koyulabilir diye düşünüp, sinemada izleyeyim demiştim ki aslında action film seven biri sayılmam. Sonra dediğimi yapmadım. İyi ki de yapmamışım.

Kovboylar dönemine uzaylıları yerleştirdiğimizde aslında sinemanın klişeleri kullanılarak, biraz alay edilerek vs çok keyifli bir film elde edilebilir. Yani fikir iyi bence. Fakat olayı çok ciddiye almışlar. Saçmalasalar daha memnun edici bir film olabilirmiş. Filmin en saçma yeri Daniel Craig’in fırsatı varken Olivia Wilde ile sevişmemesi. En mantıklı yeriyse Olivia Wilde’ın (dikkat spoiler) insan rolünde olmaması. Geniş alınlı kadınlara olan zaafımdan olsa gerek, memeleri olmasa da Olivia Wilde’ın insan olmadığını, daha güzel bir ırktan olduğunu düşünürüm. Tron’dan sonra bu filmde de böyle bir roldeydi. Yine pis pis sırıttım.

Gelelim filme. Çok fazla spoiler vermeden kısaca filmi anlatacağım. Onun dışında zaten pek ahkâm kesilecek yanı yok. Film James Bond olarak tanıdığımız Daniel Craig’in kendisini çölün ortasında, yaralı ve kolunda garip bir bilezikle bulmasıyla başlıyor. Eleman pek bir şey hatırlamıyor, fakat karşısına çıkan ilk bela karşısında dövüşmeyi ve ateş etmeyi pek de unutmadığını ve nasıl bir “badass” olduğunu görüyoruz.

Neyse bir kasabaya varıyor. İyi kalpli rahip, bir suçlu bile olsa, yarasını iyileştiriyor filan. Böyle ufak çaplı misyonerlikler var film boyunca, hele finalde bir sahnede kiliseyi öyle konumluyorlar ki “yeaaa üffff manyak mısınız la?” demekten kendimi alamadım. Sanki hemen tövbe edip haç çıkartacağız.

Kasabada hemen karakterleri tanımaya başlıyoruz. Bar işleten doktor (Görsen vahşi batıda demezsin. Hani sonradan en kritik yerde birini vurur da şaşırırsın ya. Heh işte o adam.), sarhoş bir zengin çocuğu (Bunu Türkiye’de 2 gün yaşatmazlar), onun zengin ve eski asker babası (badass 2), şerif, şerifin torunu, zengin babanın kızılderili çalışanı, bir de güzel bir hatun. Tabii kolunda garip bilezikle dolaşan Jake Lonergan da var. (Burada yalnız kovboy modu muvcut. Soy isimden de belli zaten.)

Sarhoş ve züppe çocuk olay çıkartıyor, Jake fiyakasını bozuyor. Çocuğu tutukluyorlar, sonra Jake’in de arandığını farkedip onu da hapse tıkıyorlar. Bu arada çocuğun babası adamlarını toplayıp oğlunu kurtarmaya geliyor. Buradaki büyük karşılaşma sırasında da ortak düşman olan uzaylılar ortaya çıkıp kasabalıları kaçırıyor. Sonrası klasik öykü zaten. Düşmanlıklar yavaş yavaş unutulup insanlar ortak düşmana karşı birleşiyorlar. Tabii ki kovboy filmlerinin olmazsa olmazları haydutlar ve kızılderililer de filmde beliriyor. Sürpriz final: İnsanlar kazanıyor.

Görsel efekt olarak başarılı bir film. Kadro ve oyunculuklar iyi. Onun dışında iyi bir fikir, kötü işlenmiş bence. Klasik bir kurgu, araya çoğu sıradan Amerikan filmindeki gibi basit duygusallıklar katılmaya çalışılmış. Oysa kovboy filmi kültleri ve uzaylı istilası birleştirildiğinde elde inanılmaz bir malzeme oluşuyor. Yeterince faydalanılamamış.

Zaman öldürmek istiyorsanız izlenebilecek bir film. Ama bilin ki o zaman gerçekten ölecek. Ha bazı filmler zamanı uzun ve acılı bir süreçte öldürüyor. Bunda durum o kadar vahim değil. Zamanın nasıl öldüğünü bile anlamıyorsun. Ama sonuçta ölüyor yani.

İyi seyirler...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder