17 Eylül 2012 Pazartesi

Poulet aux prunes


Persepolis ile tanıdığımız Marjane Satrapi ve Vincent Paronnaud bu kez sanat, ölüm ve aşka dair bir masalla karşımızda. Poulet aux prunes; severek evlenmediği ve birlikte çok da mutlu olmadığı karısı kemanını kırdıktan sonra, artık keman çalmaktan keyif alamadığı için ölmeye karar veren müzisyen Nasser-Ali’nin hikayesini anlatıyor. Masalsı ve yer yer fantastik bir atmosfere sahip film boyunca sık sık flashback ve hatta flashforward’larla Nasser-Ali’nin hayatından ve ölümü sonrasından kesitler görüyoruz. Bu flashback ve flashforward’ların her birinde sinemaya ait farklı anlatım biçimleri kullanılmış. Yer yer parçalı ışıklar, yer yer “quick cut”lar ve çoğunlukla da animasyon tercih edilmiş. Fakat animasyonlarda da tek bir stil değil anlatılan bölümün atmosferine uygun farklı tarzlar denenmiş. Özellikle bu kısımlarda yönetmenler yaratıcılıklarını gözler önüne sererek seyir zevkini en üst düzeye taşımayı başarmışlar.

Nasser-Ali rolünde izlediğimiz Mathieu Amalric, onun eşini oynayan Maria de Medeiros ve Irane rolündeki Golshifteh Farahani de oldukça etkileyici performanslar sergiliyorlar. Çok karakterli yüz hatlarına sahip olduğunu düşündüğüm Mathieu Amalric, Nasser-Ali rolüne çok çok yakışmış. Golshifteh Farahani ise özellikle filmin son bölümlerinde, göz yaşlarına boğulduğu sahnede içimizi acıtmayı başarıyor. Fakat bir oyuncu olarak, filmde en çok canlandırmayı isteyeceğim evsiz/derviş rolünde Jamel Debbouze oldukça sönük kalmış. Abartısı yersiz ya da yetersiz değil fakat yine de başarısız olmuş, özellikle de rolün işlenmeye nasıl açık olduğu düşünüldüğünde...

Filmin özellikle öne çıkarılması gereken bir diğer yanı ise müzikleri. Zaten bir müzisyenin hayatını anlatan bir filmden de bu beklenirdi. Olivier Bernet filmin ruhunu başarıyla yansıtarak iyi bir iş çıkarmış.

Poulet aux prunes bir masal. Filmin ilk planından sonuna kadar da izleyici bir masal atmosferine sokulmak istenmiş. Fakat özellikle ilk bölümlerde yer yer başarısız olunmuş. Gerçekçilikten isteyerek kaçınıldığı aşikar, fakat masal atmosferinin de bir inandırıcılığı olmalı. Özellikle mizah öğelerinin öne çıktığı bölümlerde ve dekor-ışık gibi etkenlerin masalsı atmosferi yaratmada yetersiz kaldığı yerlerde, masalın içine girmekte zorlanıyorsunuz. Yönetmenler denedikleri farklı anlatım biçimlerinin kimisinde çok etkili olamamışlar sanki. Fakat öykü gerçekten etkileyici olduğundan, film bir zaman sonra sizi tamamıyla içine çekmeye başarıyor. Özellikle Nasser-Ali’nin müziği ve kemanı ile ilk aşkı arasındaki bağ kurulduğunda, masaldan aldığınız keyif de zirveye ulaşmaya başlıyor. Spoiler vermemek için detaya girmek istemiyorum fakat kemanı kırıldığı için artık müzikten keyif almayan ve bu nedenle hayatına son verme kararı alarak ölümü beklemeye başlayan bir sanatçının öyküsü film ilerledikçe bir aşk hikayesine dönüşüyor. Aşkın bir sanatçıdaki önemi ve hatta onu var ediş biçimi keyifli bir dille anlatılıyor. Açıkçası bu dönüşüm benim için filmin en etkileyici yanı oldu.

Poulet aux prunes, masalın içerisine girip kendinizi yönetmenlerin yaratıcılığına bıraktığınızda müthiş bir film deneyimi yaşatıyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder