16 Ekim 2012 Salı

Charlie and the Chocolate Factory


Bazı filmleri geç izliyorum. “Charlie and the Chocolate Factory”de de durum böyle oldu. Hatta çok geç diyebilirim. Tim Burton’a olan düşkünlüğüme ve filmle ilgili güzel yorumlar duymama rağmen bu zamana kadar filmi izlememiştim.

Çikolata sever misiniz bilmem. Şahsen benim sevdiğim söylenemez. Belki filmin bana, çoğu arkadaşıma yaşattığı coşkunluğu yaşatmamasının nedeni de budur. Ama başka nedenler de var.

Tim Burton bu filminde şaşırtıcı bir şekilde(!) Helena Bonham Carter’a ve Johnny Depp’e rol vermiş. (Koşun kızlar Johnny Depp) Özellikle Depp çok başarılı bir oyunculuk sergiliyor fakat bence filmdeki en etkileyici performans, Charlie rolünde izlediğimiz Freddie Highmore’a ait. Gerçi tüm çocuk oyuncular için aynı yorumu yapabiliriz. David Kelly’nin de çok başarılı bir iş çıkardığını söylemeden olmaz.

Müthiş bir sanat yönetimi, zengin bir hayal gücü, fantastik bir ortam, absürdlük ve bol bol eğlence... Bunlar zaten Tim Burton filmlerinin fabrika ayarları. Charlie and the Chocolate Factory de tüm bu üstünlükleri taşıyor. Hatta sanat yönetimi anlamında büyük bir başarı sağlanmış; film fantastik bir atmosferde, enfes bir görsel şölen sunuyor. Çikolata şelaleleri, iştah açan şekerlemeler, garip makineler ve icatlar... Tüm bunların arasında benim en çok beğendiğim ise Charlie’nin küçük, eski, yıkılmaya yüz tutmuş evinin tasarımı oldu.

Charlie and the Chocolate Factory bir masal. Her masalda olduğu gibi bir erginlenmeyi anlatıyor. Fakat burada erginlenme çocuk karakterimiz Charlie’de değil, yetişkin Willy Wonka’da gerçekleşiyor.

Filmin beğenmemiş olmam öyküden, daha doğrusu öykünün didaktikliğinden kaynaklanıyor. Charlie ile birlikte fabrikaya giren çocukların tek boyutlu tiplemeleri üzerinden yapılan eleştiriler, gözümüze gözümüze sokulan sığlık ve çiğlikte. Bir de araya giren “eğlenelim, öğrenelim la la laaa” tadındaki şarkılar didaktikliğin üzerine tuz-biber ekiyor. Tim Burton burada dansları olabildiğince absürdleştirerek durumdan biraz olsun kaçınabilmek istemiş ama yetmemiş. Didaktizmden gelen paslı tat film boyunca peşimizi bırakmıyor.

Daha da kötüsü filmin söylemi... Tamam “aile her şeyden önemlidir” gibi bir kavrama pek fazla itirazımız olamaz. Fakat burada durum biraz daha çetrefilli. Charlie “fakir ama gururlu” bir ailenin ferdi, fabrikaya girme hakkı kazanan diğer çocuklar ise ya zengin bir ailenin üyesi ya da toplumca başarılı olarak kabul edilen tipler. Charlie’nin ailesi çok başarılı bir biçimde duygusal sahnelerle bize aktarılmış. Diğer çocuklar ise çok yüzeysel ve mesajı gözümüze sokacak biçimde çizilmiş. Onların cezalandırıldığı, hafiften işkenceye kayan sahnelerde Charlie’nin yüzünde bir korku ve acıma hissi yok, seyirciden de böyle bir tepki vermesi beklenmiyor. Tam tersi, film boyunca çizilenler olanları desteklemeye yönlendiriyor. Oysa ki bu çizilenler çok karikatür... Neyse, haydi bunu önemsemeyelim. Ama dahası da var. Filmin sonunda fakir olan çocuk, yani Charlie, sadece iyi ve ahlaklı bir insan olarak, toplumun belirlediği çizgi içerisinde kalarak sonuca ulaşıyor. Fakir olma durumunu değiştirmeye çalışmadan, “fakirim ama ailem var” duygusunu yaşayarak, ezilen sınıf olmayı kabullenerek... Diğer çocuk karakterlerle de bu güçlendiriliyor. Diğer çocukların hiçbiri mutlu bir aile tablosu içinde resmedilmiyor, öyle bile olsa bu alay edici unsurlarla birleştiriliyor. Hatta bilgisi sayesinde altın bileti bulan orta sınıf ailenin çocuğu bile başka yerlerden vurularak eleştiriliyor. Bu durumda film aslında şunu söylüyor “fakir bile olsan ailen var, bununla mutlu ol ve değiştirmeye çalışma. Sen onlara sıkı sıkıya bağlanıp iyi bir insan oldukça çabalamadan başarıya ulaşabilirsin. Ulaşamazsan da mutlu olabilirsin.” Gibi gibi... Böyle mesajlar çok doğru gözükse de aslında Hindistan’daki kast sistemini çağrıştırıyor. Şu an bu hayatta en alt sınıftan biri olabilirsin fakat bu durumu kabullenir ve isyan etmezsen, üst sınıflara saygılı davranır ve yerini bilirsen bir sonraki hayatında kral olacaksın. Oldu canım! Yemezler!

Müthiş görsel zenginliğine ve daha birçok artısına rağmen bu yoğun didaktizm ve tehlikeli mesaj beni Charlie and the Chocolate Factory’den soğuttu. Bu film Tim Burton’ın beğenmediğim filmleri arasında –ki çok fazla değiller- yerini aldı.
 

1 yorum: