8 Ekim 2012 Pazartesi

Compliance

-->

 Erken uyanma sorunu yaşayan birisi olarak, bu yıl Filmekimi’nde ilk tercihim olan filmlere bilet bulamadım. Sonrasında henüz tükenmemiş biletler arasında seçim yapmak zorunda kaldım. Seçtiğim filmlerden bir tanesi de  “Craig Zobel” imzalı “Compliance”tı.
Compliance’ta yaşanan olaylar çok gerçek dışı ve inandırıcılıktan yoksun. Karakterlerin tepkisi çok mantıksız geliyor. Fakat durum şu ki; senaryo gerçek hayattan alınmış. Bazen gerçeklik öyle bir boyuta ulaşıyor ki gerçek olana inanmak güçleşiyor, kurmacanın zengin hayal dünyası bile yaşananların yanında sönük kalıyor. Bu da “gerçek” ve “sanat” arasındaki ilişkiyi tekrar sorgulamamıza neden olabiliyor. Hayatın içindeki irrasyonelliği kabul edip, öyle algılamaya çalışmamız gerekiyor belki de. Çünkü bazen mantığımız yaşadıklarımızı açıklayabilmekte çok yetersiz kalıyor. Filmin başındaki “gerçek hayattan alınmıştır” yazısı olmasa “senarist amma da abartmış, saçmalamış” dedirtecek bir film “Compliance”...
Olay şu: Sosyopatın birisi kendini polis olarak tanıtarak bir fastfood zincirinin müdürünü arıyor. Kasada çalışan genç ve güzel Becky hakkında bir şikayet olduğunu ve Becky’nin bir kadının çantasından para çaldığını ileri sürüyor. Ayrıca uzun süredir Becky’nin polisin takibinde olduğunu da ekliyor. Müdürü duruma inandırdıktan sonra da parayı bulmaları için kendisine yardımcı olmalarını istiyor. Sahte polisin telefondan verdiği akıl almaz direktiflerle çalışanlar istemeye istemeye bile olsa “Becky”e farkına bile varmadan "psikolojik işkence" yapıyorlar. Olaylar gerçekten akıl almaz boyutlara ulaşıyor.
Compliance izlenmesi kolay bir film değil. Sıkıcı değil, fakat içinizi daraltıyor. Gerçek bazen büyük bir gerilim yaratabiliyor. Zaten sinemayı terk eden birçok seyirci de oldu. Ama benim festivallerle ilgili bildiğim bir şey var ki; “seyircinin terk ettiği (genelde) filmler iyidir”. Compliance’ı da bu kategoriye ekleyebilirim. Rahatsız edici sanattan keyif alabiliyorum ve gerekli olduğunu düşünüyorum. Fakat gerçeklerden rahatı kaçan birçok izleyici de kendini Taksim’e atıp, sanal bir gerçeklik yaratıp, orada mutlu mesut takılmayı tercih edebilir.
Compliance; otoriteyi sorgulamayan, sadece kendisini söyleneni yapmaya alıştırılmış bir toplumun nelere sürüklenebileceğini anımsatıyor bize. Sadece iyi bir insan olmaya çalışmanın, doğru görüleni yapmaya çabalamanın yetmediğini de... Bu anlamda çok etkili ve çarpıcı bir film. Yönetmen çok zor şartlar altında, sadece ezberden, öğretileni yapmaya alıştırılmış fastfood zinciri çalışanlarının iş ortamını da yansıtarak, olayla ilgili yorumunu filme katmış. Özellikle finaldeki röportaj sahnesi de etkileyici. Filmi tadında noktalamış.
Compliance’ta çok yüksek bir sinematografi aramayın, şöyle iş çıkışı keyifli bir filmle kafamı dağıtayım diyorsanız, izlemeyin. Gerçekleri kaldırabileceğiniz bir gününüzde, insanların otorite karşısında ne kadar aptallaşabileceğine şahit olmak istiyorsanız, gerçekler yüzüme yüzüme vursun diyorsanız, Compliance tam size göre.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder