25 Kasım 2012 Pazar

Cloud Atlas

Festivalde gittiklerim dışında buraya yazdığım filmlerin hiçbirini sinemada izlememiştim. Cloud Atlas bu anlamda bir ilk olacak. Bu nedenle admine teşekkürlerimi iletiyorum.

Yönetmen koltuğundaki isimlerin filmografileri, oyuncu kadrosunun gücü, uyarlandığı aynı adlı David Mitchell romanının (okumadım) başarısı bu filmden beklentilerin çok yüksek olmasına neden olmuştu. Gerçi romanın filme alınmayı zorlayan yapısı sebebiyle tam tersini bekleyenler de yok değildi. Yani filmin ya unutulmazlar arasına gireceği ya da büyük başarısızlıklar arasına adını yazdıracağı düşünülüyordu. Bence Cloud Atlas ikisi de olmamış. Ne bir başyapıt ne de bir başarısızlık. Hatta konunun zorluğu ve girift yapısı nedeniyle reji ekibinin iyi iş yaptığını söylemek de yanlış olmaz. Film 3 saate yakın sürmesine rağmen, çıktıktan sonra, birkaç saat daha sürse izleyebilirdim dememiz bunun önemli göstergeleri arasına girebilir sanırım.

Aslında Cloud Atlas, bir kere izlenip üzerine afra kesilecek bir film değil. Çünkü güçlü metaforları ve felsefi göndermeleriyle oldukça derin bir yapısı var. Ama zaten benim de böyle bir niyetim yok. İlk izlenimlerimi aktaracağım diyelim.

Filmin konusu genel geçer bir biçimde şöyle tanımlanıyor: “her aksiyonun, yapılan her tercihin geçmişi, bugünü ve geleceği değiştirebileceği, evrenin ve zamanın bir bütün olduğu vs vs.” Fakat her genel geçer tanım gibi bu da güdük ve yetersiz kalıyor. Her biri bambaşka zamanlarda geçen 6 hikaye bir bütün olarak anlatılıyor. Hatta 6 farklı türü bir araya getirmiş bir film izliyoruz. Sadece bu bile film ekibinin işinin ne kadar zor olduğunu gözler önüne seriyor. Bu girift, karmaşık ve çoklu yapı, hikayeleri takip etmeye çalışırken özellikle ilk yarım saatte filmin içine girmenizi zorlaştırıyor. Fakat filmin içine girdikten sonra tadından yenmiyor Cloud Atlas…

Filmdeki 6 hikaye bambaşka konuları işliyor gibi görünse de aslında bu öykülerin hepsinin kaygıları var. Ezen/ezilen ilişkisi, ırkçılık, çevre sorunu, kapitalizm ve makineleşme, sanat/eleştiri sorunsalı, din/bilim çatışması gibi… Hayatta birçok şey değişse bile her zaman bir ezen ve ezilen olduğunu, bu sistemin asla değişmediğini anlatıyor film. Tabii ki reenkarnasyon, karma vs gibi birçok konu da buna ekleniyor. Bu sayede de aslında çağlar boyunca ezen ve ezilenin nasıl sürekli yer değiştirdiğini ama değişmeyen tek şeyin sömürü olduğunu görüyoruz. Bu anlamda film Marksist tarih anlayışını çağrıştırıyor. En azından benim için böyle. Sonuçta bir yapıt izleyicisine ulaştıktan sonra anlatanın derdi ve hayata bakışı kadar, alımlayıcının yorumu ve olaylara bakışıyla da şekillenip var oluyor ve Cloud Atlas bende böyle var oldu. Film bambaşka okumalara da açık. Fakat benim tercihim bu yönde okumak oldu. Belki bir gün detaylı bir okuma yapıp filmi ayrıntılarıyla inceleyen bir yazı yazabilirim. Fakat bendeki bu tembellik varken, o okumayı gerçekleştirsem bile yazıyı yazacağımı pek sanmıyorum.

Yönetmenler 6 farklı hikayenin bambaşka atmosferlerini başarıyla yansıtmış. Bu anlamda sanat departmanına da şapka çıkarmak gerekiyor. Kostüm ve dekor konusunda çok iyi iş çıkarmışlar. Makyaj konusunda ise farklı görüşler var. Kimisi makyajların çok yapay olduğunu iddia ederken, bunun aksini söyleyenler de var. Şahsen ben genel olarak makyajların çok çok iyi kotarıldığını, fakat bazı bölümlerde gerçekten inandırıcılıktan yoksun olduğunu düşünüyorum. Burada asıl sorununun bir tarz bütünlüğü yakalanmamasından kaynaklı olduğunu düşünüyorum ki bu bir tercih de olabilir. Sonuçta farklı türleri buluşturan girift bir yapıdan bahsediyoruz. Ayrıca bazı bölümlerde makyaj sayesinde yüzlerini çok iyi bildiğimiz oyuncuları tanıyamadığımızı da ekleyelim.

Oyuncular demişken, oyunculuk performanslarından bahsedelim. Birbirinden farklı birçok karakteri canlandıran oyuncular genel olarak çok iyi iş çıkarmışlar. Böylesine bir proje oyunculara da büyük keyif vermiş olmalı. Benim özellikle bahsetmek istediğim bir isim var: Jim Sturgess. Canlandığı her bir karakterde çok başarılı bir performans sergiliyor ve karakterlerin ayrımını çok iyi ortaya koyuyor. Hugo Weaving’in şeytan rolündeki performansı da şahane… Belki ana karakterlerinden birini filmin fars olarak tanımlayabileceğimiz öyküsünde canlandırdığından belki bambaşka bir sebepten bana oyuncu kadrosunun en zayıf halkası Jim Broadbent olmuş gibi geldi.

Öyle konusu derin olmasın, kafamı yormayayım, her şeyi tüm açıklığıyla anlayayım diyorsanız Cloud Atlas size uygun bir film değil. Ama yine de filmin içine girdikten sonra büyük keyif alacağınızı düşünüyorum. Zaten çok derin bir film olsa da, açıkçası kavranması çok güç metaforlar da içermiyor. Yine de filmi yerin dibine vuran yorumlar da, yerin dibine vuranlarını aptal olmak ve filmi anlamamakla suçlayan görüşler de okudum. Filmi beğendiğim için yerin dibine vuramayacağım gibi, beğenmeyeni aptallıkla suçlayacak da değilim. Zira bunu yapanın filmi anlamış bile olsa özümsememiş olduğunu düşünürüm. En iyisi siz kendiniz izleyip, kendi değerlendirmenizi yapın.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder