5 Aralık 2012 Çarşamba

John Carter


Bu sefer evlerden ırak bir film izledim. Adı John Carter. Zaten Disney ibaresini görür görmez başıma gelecekleri hissetmiştim ama çok baygın bir haldeydim, vasat bir aksiyondur izleyeyim dedim. Ne kadar yorgun olursam olayım, film bitmeden uyuyamama hastalığım olmasaydı kesinlikle sonuna gelmeden uyurdum.

Efendim film kovboylar döneminde, Amerika’da altın arayan bir eski askerin Mars’a gidişini ve Mars’ı kurtarışını konu alıyor. Tabii başta adamın ne kadar belalı bir badass olduğunu gösteren sahneler de var. Adamımız bir şekilde Mars’a gidiyor, orada ya yer çekimi daha düşük olduğundan ya da başka bir nedenden bit gibi zıplama ve yere düştüğünde yaralanmama yeteneği kazanıyor. Sonrasında Marslılar John Carter’ı buluyor filan. Yazarken bile sıkılıyorum.

Neyse elemanı bulanlar 4 kollu, yeşil, garip yaratıklar, at yerine de dinozorumsu bir şeye biniyorlar. Ama Mars’ta yaşayanlar sadece onlar da değil. Bir de insan formunda iki ayrı ırk var. Bunlar birbirine girmiş. Klasik; biri iyi, diğeri kötü. Ama melek gibi bir şeyler var, onlar kötü olana yardım ediyorlar nedense... Marslının meleğine bile güven olmuyor lan!

Bu iyilerin kralının bir tane mavi gözlü kızı var. Ama mavi dediysem bildiğiniz gibi bir mavi değil. Ekran ayarlarıyla oynatır, öyle bir mavi... Hatun Mars’ın en güzel kadını... Zaten prenses dediğin hep güzel oluyor. Bana sorsan pek bir şeye benzemiyor ama Mars için iyi yani. Dünyanın değerini bilelim, kaynakları verimli kullanalım beyler, Mars’ta durum içler acısı... Bence filmin en sağlam mesajı buydu.

Neyse hatun gidip de figürana aşık olacak değil ya, bizim zıp zıp zıplayıp adam doğrayan John Carter’a aşık oluyor. Bizi kurtarsan kurtarsan sen kurtarırsın diyor.  Zaten film de Dünyayı Kurtaran Adam’ın Amerikan versiyonu, Mars’ı Kurtaran Adam... Tabii bunda görsel efektler daha iyi, hatta filmde tek iyi olan şey diyebiliriz.

Film boyunca çok güldüğüm sahneler oldu. Mesela Carter’ın çük kafalı uzaylı köpeği çok komik bence. Bir de gaza gelip iki kılıçla Marslıları doğradığı bir sahne var, sanırsın Fruit Ninja... Sonra kahramanımızın bilmem kaçıncı kere prenses hatunu zıpır zıpır zıplayarak kurtardığı sahnede, kadının ona bir bakışı var “Tişikkirlir Sipirmin”e taş çıkartacak bir oyunculuk performansı...

Klişelerle dolu olsa da sonuna kadar bekleyebilirseniz bir sürprizle karşılaşıyorsunuz. Gerçi sürpriz bile klişe... Güya sürpriz... Öyle.

Bitti.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder