2 Ocak 2013 Çarşamba

Green Lantern

 
Çizgi roman sever misiniz? Ben çok severim. Green Lantern pek fazla okumasam da hakkında fikir sahibi olduğum bir çizgi roman karakteridir. Hani Big Bang Theory’de Sheldon’ın sürekli t-shirt’lerini giydiği ve çok sevdiği süper kahraman... Çok sevilen bir çizgi roman olduğundan sinemaya uyarlanacağı haberi heyecanla karşılanmıştı, fakat film beklentilerin altında kalıyor. Aslında filmin birçok kişi tarafından yerden yere vurulmasının nedeni de bu... Çünkü bu seriden ortalamanın çok daha üzerinde bir film çıkardı. Elimizdekiyse en iyi ihtimalle vasat.


Bunun en büyük nedeninin Green Lantern hakkında fazla bilgisi olmayan seyircilere tüm karakterlerin tanıtılması çabası olduğunu düşünüyorum. Sonuçta bir Batman ya da Spiderman filmi söz konusu olduğunda karakterlerin çoğu zaten izleyicilerin büyük kısmı tarafından çok çok iyi tanınıyor. Green Lantern’de ise ciddi bir karakterleri ve onların ilişkilerini izleyicilere tanıtma çabası var. Bu da filmin ritmini sık sık sekteye uğrattığı gibi, aksiyonun dozunun azalmasına yol açıyor. Böyle olunca yer yer sıkılmaktan kendimizi alamıyoruz.

Aslında korku ile irade arasındaki savaştan yola çıkan felsefesiyle, filmin oldukça mantıklı ve işlenebilir bir altyapısı var. Ancak yukarıda da söylediğim gibi aksiyon çok düşük kalmış. Kahramanla baş düşman arasındaki savaş iyi işlenememiş, yavan kalmış. Oysa ki bu tarz filmleri izlenebilir kılan, bu iki karakter arasındaki çatışmadır. Fakat Green Lantern’de öncelik karakteri tanıtmaya verilmiş ve esas sürükleyici unsur olması gereken çatışma çok arka planda kalmış.


Bir de süper kahraman filmlerinin olmazsa olmazı bir şey var ki, bu filmde çok kötü kullanılmış. Green Lantern’in mizahi yanı olumsuz anlamda komik. Espiriler çok eklektik ve gereksiz duruyor. Mizahi olunmaya çalışılan her sahnede “aman böyle salak salak komedi unsurları koymasalar da olmaz” diye düşünüyor insan.

Aslında filmin birçok artısı da var. Kostümler, mekânlar ve efektler oldukça başarılı. Gerçi Parallax biraz daha korkutucu olmalıydı diye düşünüyorum fakat onun dışında efektler ve karakterizasyonlar gayet iyi. (Parallax’ın yeterince korkutucu olmamasının nedeni büyük ihtimalle yapımcıların filmi çocuklara da sevdirme çabasıdır diye düşünüyorum. Bu çaba film boyunca sık sık hissediliyor zaten. Bu da olumsuz yanlardan birisi.)

Çoğu karakter beklenenden çok daha kısa rol alsa da oyunculuklar gayet başarılı. Özellikle Peter Sarsgaard; Hector Hammond rolünde çok iyi bir performans sergiliyor. Mark Strong, Sinestro’da çok iyi. Blake Lively gerçekten izlenmeye değecek kadar güzel ve seksi. Gerçi bildiğim kadarıyla Carol Ferris zeki ve seksi bir hatundu, Blake Lively aptal bir Ferris karakteri çizmese de karakterin zekasını ortaya koyacak fırsatı bulamamış. Gelelim başrole; Ryan Reynolds, Hal Jordan rolüne yakışmış. Ama ben bu adamı sevmiyorum. İtici piç. Karakter de biraz uçarı olunca, iyice itici olmuş. Ha bir sahnede gözümüze gözümüze sokulan karın kasları birçok kişiye çekici gelecektir, orası ayrı.

Sonuçta baştan aşağı klişelerle dolu (ki bir çizgi roman uyarlaması için bu olumsuz bir özellik değil), gayet iyi oyunculuk performanslarına sahip, görsel efektleri başarıyla kotarılmış bir film, senaristlerin ve kötü kurgunun elinde heder olmuş. Kahramanın huyuyla baş etmesi, düşmanla baş etmesinin önüne geçmiş. Kendisiyle savaşan süper kahraman klişesi baymış. Eldeki iyi malzeme etkin kullanılamamış.

Yine de Green Lantern’in ikincisi çekiliyor. İlk filmdeki karakterleri tanıtma kaygısı ikinci filmde olmayacağından, daha iyi bir iş çıkabilir. Bekleyip, göreceğiz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder