13 Şubat 2013 Çarşamba

Rise of the Planet of the Apes


Bu kez çok sevdiğim bir serinin, pek de beğenmediğim bir devam filmiyle karşınızdayım. Aslında devam filmi demek de doğru değil tam olarak, zira olayların devamı değil başlangıcı söz konusu olan. Bu da son dönemlerin modası oldu. Star Trek’te de örneğini gördüğümüz, olayların başlangıcına dönme trendinin bir temsilcisi... Hal böyle olunca da beklediğimiz Maymunlar Cehennemi atmosferinden uzak bir yapım ortaya çıkmış. Beni hayal kırıklığına uğratan bu oldu, yoksa senaryonun çatısı, olayların gelişimi, görsel efektler gayet başarılı... Maymunlar Cehennemi serisinden bağımsız bir film olarak izleseydim, başarılı bulabilirdim. Beklentim karşılanmadığı, o nostaljik tadı tam alamadığım için Rise of the Planet of the Apes’ten umduğum keyfi alamadım.

1968 yapımı Maymunlar Cehennemi’nde zihinsel olarak gelişmiş maymunların erk olduğu, insanların köleleştiği, mağara adamı düzeyinde yaşadığı bir gezegene inen astronotların macerası anlatılır. Bu dünyada her şey tersine dönmüştür, sanki evrimde maymunlar ile insanlar yer değiştirmiştir. Gelmiş geçmiş en iyi bilim kurgu filmler arasında gösterilen Maymunlar Cehennemi, konusunun ilginçliği kadar döneminin çok ilerisindeki görsel efektleriyle de bu payeyi sonuna kadar hak eder.

Rise of the Planet of the Apes; görsel efekt konusundaki başarısıyla serinin bu geleneğini devam ettiriyor. Maymunların ifadeleri inanılmaz. Tüm duyguları açıkça gözler önüne seren bakışlar, maymunların farklı kişiliklerini vurgulayan karakter tasarımları hayran bırakıyor. Özellikle Caesar’ın duygularını o kadar iyi yaşıyorsunuz ki, yönetmen sizi bir maymunla başarı ile özdeşleştiriyor. Zaten amaçlanan da bu.

Fakat konu öyküye geldiğinde, Rise of the Planet of the Apes ilk filmin öyküsünün ilginçliğini taşıyamıyor. Bildiğimiz; bir deney sonrası zekası gelişen ve insanlığa karşı ayaklanan bir hayvan türü hikayesi. Fakat burada farklı olan, olaya hayvanların gözünden bakıyor oluşumuz. Caesar’la özdeşleştiğimiz için onun duygusal iniş çıkışlarını yaşıyoruz. Tüm hikayeyi özgürlüğü elinden alınmış, ötekileştirilmiş bir canlının bakış açısıyla izliyoruz ve bu kez insanların değil maymunların kazanmasını istiyoruz. Film ekibi, olayı başarıyla “ezilenlerin isyanı”na taşıyor. Maymunlar Cehennemi yine bir tersinlemeyi bize kabullendiriyor. 


Rise of the Planet of the Apes’in özellikle ilk yarısı Caesar’la özdeşleşebilmemizi sağlayabilmek için oldukça duygusal sahnelerle ilerliyor. Filmi Maymunlar Cehennemi’nin genel atmosferinden uzaklaştıran biraz da bu zaten. İkinci yarıdaysa toplumun dışladığı birinin haksızlığa karşı isyanını izliyoruz. Burada bol bol aksiyon mevcut. Tabii bir de insanın kendini diğer tüm canlıların üzerinde gören kibirli haline eleştiriler getiriliyor. Özellikle ölmek üzereyken “aptal maymun” diye inleyen adamın ironisini filmin en keyif aldığım anlarından oldu.

Andy Serkis başta olmak üzere maymunları canlandıran tüm oyuncuların performansları harika. James Franco da çok üstün bir oyunculuk sergilemese de rolün hakkını veriyor. Freida Pinto yine çok güzel. Fakat bazı oyuncular var ki varlıkları başlı başına spoiler. Caesar’ın bırakıldığı maymun bakımevinde başına gelecekleri oranın sahibini ve bakıcısını canlandıran iki oyuncuyu gördüğünüz anda anlıyorsunuz. Adamların kariyeri kötü karakterlerle dolu. Yıllar süren sinema deneyiminiz “bu tiple bunlar ancak kötü adam olur” duygusunu anında zihninize işliyor zaten. Film yapımcılarının acilen yakışıklı adamların da psikopat olabileceğini, çirkinlerin aşık olabildiğini, prenslerin-prenseslerin bazılarının götüme benzediğini filan kabullenmesi gerekiyor. Tom Felton ve Brian Cox kötü oynamıyorlar, ama artık onları bambaşka rollerde kullanıp bizi şaşırtmak çok daha mantıklı.

Sonuçta Rise of the Planet of the Apes zaman zaman tempoyu düşürse de, keyifli zaman geçirten bir film. Fakat Maymunlar Cehennemi serisinin diğer filmlerinden ayrı bir yerde duruyor, ortalamaya çok daha yakın. Yine de sadece maymunların yüz ifadeleri ve görsel efektlerdeki başarı için bile izlenmeye değer.