15 Şubat 2014 Cumartesi

Pokazatelnyy protsess: Istoriya Pussy Riot / Pussy Riot: A Punk Prayer


Devlet, insanlığın keşfettiği en aşağılık araçtır. Hiçbir rejim bu gerçeği değiştirmez. Bu aşağılık aracın en alçaldığı nokta ise totaliterizmdir. Yani totaliterizm için “en aşağılık olanın en alçağı” cümlesini kurduğumuzda oldukça nazik konuşmuş oluruz. İşin garibi totaliterler de bunu kabul eder ama totaliter olduklarını reddederler. Onlar kendilerini, önceki totaliterleri devirenler olarak görür ve gösterirler. Bu nedenle totaliterizm suya atılan taş gibi dalga dalga büyüyerek gelişir. Bir toplum totaliterizmle tanıştığı anda, rövanşizmin ve korkunun etkisiyle her geçen gün daha da baskıcı yönetimlere doğru ilerler. Baskı değişmez, yön değiştirir. Dünya direniş tarihi de, bu baskıcı yönetimlere paralel olarak her geçen gün yepyeni sayfalar ve fasiküllerle büyür. İşte Pussy Riot; direniş tarihinde yerini alan, yaşanan tarihin önemli gruplarından.

Her ne kadar nefes alan, almayan herhangi bir adem evladının, tanrısal güçlerle kutsanmış haşmetli devletlumuzla bir benzerlik gösterebileceği fikri çok uzak görünse de, hemen yanı başımızda güçlü bir totaliter var: Vladimir Putin. İşte Pussy Riot’un direniş öyküsü, bu totaliterin boyunduruğu altında yaşayan Rusya’da geçiyor. Feminist punk rock grubu Pussy Riot; bir direniş yöntemi olarak sanatı ve bestelerini kullanıyor. Totaliter ve gelenekçi rejimlerle; izin verilen yerlerde, alışılagelmiş yöntemlerle sürdürülen mücadelenin yetersizliğine olan haklı inançlarıyla, direnişi sıra dışı fikirlerle, halkla temas edebilecekleri kamusal alanlarda gerçekleştiriyorlar. Kimsenin beklemediği yerlerde, kimsenin ummadığı anlarda ortaya koydukları performanslarıyla ezberin dışına çıkmayı başarıyorlar. Böylece seslerini daha duyulur, eylemlerini daha görülür, mücadelelerini daha konuşulur hale getiriyorlar.

Pokazatelnyy protsess: Istoriya Pussy Riot (Pussy Riot: A Punk Prayer) grubun iktidar ile kilise arasındaki ilişkiyi eleştirmek için Moskova’nın en önemli ortodoks kiliselerinden birinde yaptığı eylemden sonra yaşanan gelişmeleri ve mahkeme sürecini anlatıyor. Hükümetin ve konservatiflerin eyleme karşı gösterdikleri sert refleks, hukuk sürecinde yaşanan komiklikler, polis gücünün kullanımı, eylem karşıtlarının düzenlediği miting karşısında sanatın, mizahın, direnişin naifliği bize dünyada sınırların değil, baskının ve yöneten/yönetilen, devlet/halk, çoğunluk/azınlık ilişkisinin gerçek olduğunu bir kez daha hatırlatıyor.

Zihnimde “hukuk ve adalet birarada olabilir mi?” sorusuyla salondan ayrılıyorum.



Not: Pussy Riot üyeleri 23 Aralık 2013 tarihinde özgürlüklerine kavuştular.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder